İçeriğe atla
Makale

Kıbrıs Barış Harekatı’nda bir muhaberecinin hatıraları

Birinci Harekât'tan sonra Magosa'ya gittik. Maraş'ta üç akşam kaldık. Daha sonra birliklere dağıldık. Bizim görevimiz haberleşmeyi sağlamaktı. "24 derece" diye bilinen yüksek antenleri kuruyor, röle görevi yapıyorduk. Cephedeki birliklerden gelen bütün talepleri muhabere merkezi aracılığıyla Türkiye'ye iletiyorduk. Bir birlik, "Üç uçak gönderin." dediğinde biz bunu merkeze bildiriyorduk. Bazen üç dakika geçmeden savaş uçaklarının üzerimizden geçtiğini görüyorduk. Haberleşmenin ne kadar önemli olduğunu o günlerde çok daha iyi anladık. Ben ikinci harekâtı Beşparmak Dağları'ndan izledim. Telsiz sistemimizi oraya kurduk. Gittiğimiz bölgede bizden önce Rumlar tarafından şehit edilen askerlerimizin izlerini gördük. Duvarlara sıçramış kanlar hâlâ duruyordu. Bu manzarayı hayatım boyunca unutamadım.

Kıbrıs Barış Harekatı’nda bir muhaberecinin hatıraları

Kıbrıs'ta yaşayan soydaşlarımızı Rum EOKA terör örgütünün baskı ve katliamlarından kurtarmak amacıyla Türk Silahlı Kuvvetleri, 20 Temmuz 1974 tarihinde Kıbrıs Barış Harekâtı'nı başlattı. Türkiye, bu harekâtı 1959 Zürih ve Londra Antlaşmaları'nın kendisine verdiği garantörlük hakkına dayanarak gerçekleştirdi. Mehmetçik, bu kutsal görev sırasında 500’e yakın şehit verdi; bunun yanında yüzlerce kahraman gazimiz de vatan hizmetini canı pahasına yerine getirdi. Bugün, o kahramanlardan biri olan Kıbrıs Gazisi Recep Amca ile Kıbrıs Barış Harekâtı'nın bilinmeyen yönlerini ve yaşadığı hatıraları konuşuyoruz. Kıbrıs Barış Harekâtı'nda görevlendirildiğinizi öğrendiğinizde neler hissettiniz? Vatan görevine çağrıldığımızı öğrendiğimizde heyecanlandık. Hepimiz görevimizi en iyi şekilde yapmaya hazırdık. O günün şartlarında tek düşüncemiz verilen görevi eksiksiz yerine getirmekti. İlk çıkarma emri verildiğinde nerede görev yapıyordunuz? Muhabere sınıfında görev yapıyordum. Birliğimiz yaklaşık 200 kişilik bir muhabere bölüğüydü. Telsiz cihazlarımızla bütün birliklerin haberleşmesini sağlıyorduk. İkinci Harekât sırasında nerelerde görev yaptınız? Birinci Harekât'tan sonra Magosa'ya gittik. Maraş'ta üç akşam kaldık. Daha sonra birliklere dağıldık. Bizim görevimiz haberleşmeyi sağlamaktı. "24 derece" diye bilinen yüksek antenleri kuruyor, röle görevi yapıyorduk. Cephedeki birliklerden gelen bütün talepleri muhabere merkezi aracılığıyla Türkiye'ye iletiyorduk. Bir birlik, "Üç uçak gönderin." dediğinde biz bunu merkeze bildiriyorduk. Bazen üç dakika geçmeden savaş uçaklarının üzerimizden geçtiğini görüyorduk. Haberleşmenin ne kadar önemli olduğunu o günlerde çok daha iyi anladık. Ben ikinci harekâtı Beşparmak Dağları'ndan izledim. Telsiz sistemimizi oraya kurduk. Gittiğimiz bölgede bizden önce Rumlar tarafından şehit edilen askerlerimizin izlerini gördük. Duvarlara sıçramış kanlar hâlâ duruyordu. Bu manzarayı hayatım boyunca unutamadım. Bütün haberleşmelerimiz şifreliydi. Ancak frekanslara zaman zaman dışarıdan girilebiliyordu. Moralimizi yüksek tutmak için telsizlerden Hasan Mutlucan'ın kahramanlık türküleri dinletiliyordu. Harekât sırasında yaşadığınız dikkat çekici olaylardan bahseder misiniz? Bir ara adaya Barış Gücü birlikleri konuşlandırıldı. Ancak operasyonlarımız devam etti. Bayrak Radyosu'ndan sürekli "Direnin." çağrıları yapılıyordu. Aramızda Kıbrıslı mücahitler de vardı. Biz Rumca bilmiyorduk; onlar dili bildikleri için birçok konuda bize yardımcı oluyorlardı. Esir değişimi yapılacağı zaman Rum askerleri Mersin'e götürüldü. Daha sonra Omorfo (Güzelyurt) bölgesine ve Girne çevresine kadar ilerledik. Beşparmak Dağları'na büyük römorklu araçlarla çıktık. Biz vardığımızda bizden önceki birlikler bölgeyi Rum kuvvetlerinden temizlemişti. Boğaz bölgesinde ilginç bir olay yaşandı. Geceleri sürekli üzerimize ateş açılıyor, sabah arandığında saldırgan bulunamıyordu. Sonradan öğrendik ki iyi kamufle olmuş tek bir Rum askeri tepelerden bize ateş ediyormuş. Uzun süre tek başına kaldığı için psikolojisi de bozulmuştu. Kıbrıs'ta ne kadar kaldınız? Sizi en çok etkileyen olay neydi? Kıbrıs'ta yaklaşık dokuz ay kaldım. Unutamadığım olaylardan biri de bir Rum kadınla ilgiliydi. Kucağında bebeğiyle yanıma geldi. Çocuk ağlıyordu. Askerlere ihtiyaç duyduğu mamayı bulmalarını söyledim. Gidip bulup getirdiler. Ancak kadın bu kez, "Benim çocuğum bu mamayı yemez, başka marka istiyor." dedi. Savaşın bütün zorlukları içinde gösterilen bu insani yardım karşısında söylenen bu söz beni çok şaşırtmış ve kızdırmıştı. Askerlere, "Alın götürün." dedim. O gün savaşın sadece cephede değil, insanların psikolojisinde de yaşandığını bir kez daha gördüm. Geleceğimiz olan gençlere neler söylemek istersiniz? Vatanın kıymetini iyi bilsinler. Bizler bu toprakların huzuru ve milletimizin güvenliği için görev yaptık. Bugün gençlerimiz bağımsız ve özgür bir ülkede yaşıyorsa, bunun arkasında şehitlerimizin fedakârlığı ve gazilerimizin mücadelesi vardır. Devletine, milletine ve bayrağına sahip çıksınlar. Tarihlerini iyi öğrensinler; çünkü geçmişini bilen milletler geleceğine daha sağlam adımlarla yürür. Ramazan Akbaş/TİMETÜRK

Bu yazıyı paylaş
E-bülten

Yeni yazılardan haberdar olun

Yeni bir makale yayımlandığında kısa bir e-posta gönderilir. Başka hiçbir şey gönderilmez; istediğiniz an tek tıkla çıkabilirsiniz.

Makaleler

Bunları da okuyun

Tüm makaleler

Malazgirt Meydan Muharebesi 26 Ağustos 1071

Ağustos ayı Türk tarihinde zaferler ayıdır. Bu tarihte ecdadımız büyük zaferlere imza attı. 26 Ağustos tarihimizde çok önemli bir yere sahip.

Bayburt’a İnen İlk Uçak

Değerli hemşehrilerim Bayburt’a yapılan havalimanının ne zaman açılacağı gündemdeyken 1930’lu yıllara gidelim. Bayburt’a inen ilk uçağın izini sürelim.

Gazze semalarında Türk kartalları

Birinci Dünya Savaşı'nın en çetin cephelerinden birisi de Filistin Cephesiydi. Burada mücadele yalnızca yerde değil, gökyüzünde de yaşanıyordu. Osmanlı havacıları, sınırlı imkânlarına rağmen gösterdikleri cesaret ve üstün görev anlayışıyla savaşın seyrini etkileyen önemli başarılara imza attılar.

Sonraki makale

İnsanlığın sessiz çığlığı: Srebrenitza

Oku