İki Ülke Dört Şehir
Balkanlarda iki ülke dört şehir
Tarihin seyrinde Osmanlı’nın izinde Balkan seferine çıktık. Balkan seferimizde ilk durağımız Kosova’nın başşehri Priştina. Bu şehir tarihimizde anlamlı bir şehirdir. Zira Osmanlı’nın üçüncü hünkârı Birinci Murat Han 28 Haziran 1389’da Kosova Savaşında burada şehid oldu. I. Murat Han’ın oğlu Yıldırım Bayezid Han Priştina’da babasının şehit düşüp iç organlarının defnedildiği yere bir türbe yaptırdı. Priştina’da bu türbeyi ziyaret ederek dualar ettik. Türbenin yanında bir ev vardı. Bu evde 5 asırdır Sultan Murat Hanın türbesini bekleyen türbedar ailesi yaşamakta. Türbedar ailesinin şimdiki ferdi ve türbedarı Saniye teyzemizi ziyaret ettik. Daha sonra Priştina’dan ayrıldık Yaklaşık 2 saatlik bir yolculuğun ardından tarihi Prizren şehrine ulaştık. Prizren’de bizi şehrin ortasından geçen Akdere karşıladı. Bu şehirde Türkçe konuşuluyor. Otele yerleşip biraz dinlendikten sonra bu tarihi Osmanlı şehrini dolaşmaya koyulduk. Şadırvan meydanı şehrin merkezi idi. Burada bir çeşme bulunmakta. Meydandan az ilerlediğimizde Sofu Sinan Paşa’nın 1615’te yaptırdığı Sinan Paşa Camii karşımızdaydı. Gerçekten muazzam bir eser. Osmanlı’nın Balkanlarda inşa ettiği yüzlerce eserden en görkemlilerinden biri. Prizren’e gelinir de kalesine çıkılmadan olmazdı. Cumbalı evlerin olduğu Arnavut kaldırımı sokaklardan geçerek kaleye çıktık. Şehrin en eski eserlerden biri Prizren Kalesi. Bu kale ilk defa 6. yüzyılda yapılmış, şehir Fatih Sultan Mehmet han döneminde Osmanlı hâkimiyetine geçmiş. Ecdadımız kaleyi genişleterek birçok yapı eklemiş ve 500 sene boyunca aktif olarak kullanmış. Kale’den şehir manzarası gerçekten muhteşemdi. Kale ziyaretinin ardından tekrar şehir merkezine indik. Bu şehrin her sokağında bir Osmanlı eseri görebilirsiniz. Camiler tekkeler, köprüler, çeşmeler. Meydanın hemen yanında Akdere üzerine inşa edilmiş Osmanlı eseri tarihi Taşköprü’yü gördük. Köprünün karşı başında ise hemen Türk Konsolosluğu bulunmakta. Al bayrağımız burada dalgalanmakta. Şehrin gecesi de bir başka idi. Taşköprü ve Sinan Paşa Camii muazzam bir görüntü oluşturuyordu. Ertesi gün Prizren’den ayrıldık. Kosova’nın bir diğer şehri Feriza’dan geçerek yaklaşık 3saat yolculuğun ardından Üsküp’e geldik. Üsküp 520 sene Osmanlı Hâkimiyetinde Balkanların en kadim şehirlerinden. Biraz dinlendikten sonra şehri gezmeye başladık. Şehirde çok sayıda Osmanlı eseri bulunmakta. Vardar Nehri üzerinde inşa edilen tarihi Taşköprü bunların başında gelir. Buradan ilerlediğinizde tarihi Türk çarşısı karşılar sizi. Tarihi çarşıdan geçerek ilerledik. Hemen ilerde Gazi İsa Bey Camii’yi ziyaret ettik. Oradan ise Sultan Murat Han tarafından yaptırılan muazzam Muradiye Camii’ne gittik. Öğrendiğimize göre Üsküp’te bir tek Sultan tarafından inşa edilen camii burasıdır. Diğer camileri Osmanlı Paşa’ları inşa ettirmiş. Camii imamı bizi camii hakkında bilgilendirdi. Camii ziyaretinin ardından hemen cami yanında bulunan tarihi saat kulesinin kapısına geldik 105 basamak çıkarak kulenin üzerine çıktık. Üsküp şehri buradan panaromik bir şekilde çok güzel görünüyordu. Bu ziyaretlerin ardından o günü ve geceyi Üsküp’te geçirdik. Ertesi gün öğleye doğru Tetova/ Kalkandelen şehrine hareket ettik. Burası Şar dağları eteğinde kurulmuş, ortasından Pena nehrinin geçtiği tarihi bir şehir. Bu şehirde bir eser var. Alaca Camii. Biraz yürüyüşün ardından buraya ulaştık. Pena nehrinin kenarında o ne muhteşem bir eser. Menşure ve Hurşide isimli iki kız kardeş çeyiz paralarını bağışlayacak yapılmış. Duvarlarında bitki motivleriyle birlikte Kâbe ve Mekke tasvirleri de bulunmakta. Çok zarif bir yapı. Bu Camii 19. Yy’da Abdurrahman Paşa tarafından restore edilerek günümüz şeklini almış. Alaca Camii bahçesinde bu camiyi inşa ettiren Menşure ve Hurşide hanımefendilerin kabirleri bulunmakta. Yine bu bahçede muazzam bir çeşme bulunmakta. Çok sayıda ziyaretçi burayı ziyaret etmekte. Burayı ziyaretimizin ardından Kalkandelen caddelerinden geçerek bir diğer Osmanlı eseri Harabati Tekkesini aramaya koyulduk. Şar dağları eteklerinde kurulu tekkeyi bulduk. Bu Tekke ilk defa Kanuni Sultan Süleyman han döneminde 1538’de devlet görevinden ayrılan Sersem Ali Paşa tarafından kurulmuş. Bu dergâh ondan sonra Harabati Baba döneminde genişletilmiş. Bu Bektaşi Dergâhında Camii, şadırvan, derviş ve misafir odaları, türbeler ve evler bulunmakta. Gerçekten büyük bir külliye. Asırlara meydan okuyor. Öğrendiğimize göre yurtdışında ecdad eserlerini yeniden ihya eden TİKA kurumunuz burayı da restore etme çalışmalarına devam etmekte. Kalkanedelen kalesine gitmeyi düşünsek de çok yüksekte olduğu için gidemedik. Tetova/ Kalkandelen ziyaretinin ardından tekrar Üsküp’e döndük.O geceyi de Üsküp’te geçirdikten sonra güzel ülkemize döndük. Osmanlı mirasının yaşadığı Balkanlar gidilmesi görülmezi gezilmesi gereken bir coğrafya…