İçeriğe atla
Bosna-Hersek

Saraybosna

Avrupa'nın Kudüs'ü Saraybosna

Saraybosna

İstanbul’dan 13.15 uçağıyla yaklaşık 2 saatlik yolculuğun ardından Saraybosna Havalimanına ulaştık. Havalimanında indikten sonra şehir merkezine gitmek için otobüs durağına gittik. Otobüs beklemeye başladık ancak bir türlü gelmiyordu. Bir taksi geldi. Taksiciyle pazarlık yaptık. Uzun bir yolculukla Saraybosna’nın kalbi Başçarşı’ya ulaştık. Buraya geldiğimizde bizi Osmanlı eseri tarihi sebil karşıladı. Otelimizde hemen buraya birkaç adım mesafedeydi. Otele yerleştik. Sonrasında Saraybosna’yı gezmeye başladık. Yoldan geldiğimiz için acıkmış idik. Hemen Baş çarşıda bulunan bir lokantaya girdik. Burada cevabı adı verilen köfte yedik. Tandır ekmeğine benzer bir ekmeğin içinde 5 köfte ve garnitür olarak sadece kuru soğan vardı. Ama güzel bir tat idi. Yemekten sonra şehri dolaşmaya başladık. Şehrin en önemli eserlerinden Osmanlı yapısı Gazi Hüsrev Bey Camii idi. Burası Külliye idi. Gazi Hüsrev Bey Osmanlı hükümdarı Kanuni Sultan Süleyman Hanın halasının oğlu olurmuş. Bu Camii gerçekten şehrin kimliğinin oluşmasında önemli bir yere sahip. Osmanlı şehirlerinde olduğu gibi burada da şehir merkezinde camii ve cami etrafında çarşılar kurulu. Sokağı takip ettiğimizde karşımıza Bezistan çıktı. Burada daha çok kumaş ürünleri satılmakta. Bursa’da bulunan Kapalı Çarşı gibi. Bezistanı gördükten sonra Morica Han’a gittik. Osmanlı şehirlerinde bulunan hanlardan burada da vardı. Bu handa Boşnak Kahvemizi afiyetle yudumladık. Burada kahve cezve ile sunulmakta. Yanında su ve lokum ile birlikte. Morica Han’da kahvemizi içtikten sonra şehrin ortasından geçen Miljacka nehri boyunca gezmeye devam ettik. Burası Balkanlardı hava da iyice soğudu. Derken akşam ezanı okundu. Hemen yakında bulunan camii de akşam namazını kıldık. Boşnak bir imamın arkasında birkaç kişilik cemaat vardı. Namazdan sonra yine çarşıya doğru geri döndük. Çarşıda Galatasaray’ın efsane futbolcusu 83-84 sezonunun gol kralı olan Tarık Hodziç’in köfteci dükkânına gittik. Burada sodamızı içerken duvarlarda Tarık Beyin Türkiye’den gelenlerle çekildiği fotoğraflar vardı.

Cumhurbaşkanından, Başbakanlara birçok ünlü ziyaret etmiş. Arkadaşım çalışana Tarık beyin ne zaman geleceğini sordu. Tarık Beyin saat 7 gibi geleceğini öğrendik. Daha bir saat vardı. Otelimize gelip biraz dinlendik. Sonra tekrar köfteciye geldik. Az sonra efsane futbolcu Tarık Hodziç içeri girdi. Bundan sonra arkadaşla bu efsane futbolcumuz ile muhabbete başladık. Eskilerden konu açıldı. Tarık Hodziç anlattıkça anlatıyordu. Akışkan Türkçesiyle. Yarım saati aşan bir sohbet oldu. Sonrasında fotoğraf çekilerek mekândan ayrıldık. Oradan Baş çarşıda bir kafeye geldik. Burada işletmeci Türkçe konuşuyordu. Burada çayımızı içtik. Dolaşmaya devam ediyorduk. Biraz yürüdükten sonra Bosna tarihinde önemli bir yere sahip olan tarihi kütüphane binasına geldik. Hemen nehrin karşısından kütüphane binası çok güzel görünmekte. Fotoğraflarımızı aldık. Sonrasında tramvay yolundan yürüyerek başlangıç noktamız olan Başçarşıya geldik. Otelimizde dinlenmeye çekildik. Bugünlük bu kadardı. 14 Kasım 2025 Sabahın erken saatleri kaldığımız otelden çıktık. Hava çok soğuk. Konya’nın Ankara’nın soğuğunu andıran bir soğuk. Kahvaltı yapmak için Sacta börek yapan mekâna geldik. Burada meşhur Boşnak büreği yedik. Börek isteyene yoğurtla servis edilmekte. İlk bakışta ilginç geldi ama tadınca güzel bir lezzet olduğu anlaşıldı. Kahvaltımızı yaptıktan sonra Bosna Hersek’in bağımsızlık mücadelesinin komutanı kurucu Cumhurbaşkanı Aliya İzzetBegoviç’in metfun bulunduğu Kovaçi şehitliğine ulaştık. Şehitlikten adımımızı atar atmaz birisi yanımıza geldi. Adı Samir. Samir Bey bize şehitliği anlatmaya başladı. Şehitlikte Bosna savaşından 1500’ü aşkın şehidin bulunduğunu öğrendik. Samir beyden etraflıca bilgiler alıyorduk. Sonrasında Aliya’nın kabrinin bulunduğu şehitliğin merkezine geldik. Aliya’nın kabri başında cehri olarak sureler okumak nasip oldu. Şehitlik ziyaretinin ardından Samir Bey bize Aliya İzzetBegoviç müzesinin olduğu yeri gösterdi. Şehitliğin üst kısmında bulunan bu müzeye geldiğimizde kapalıydı açılış saatini beklemek lazımdı. O esnada yine Samir Bey’in şehri panaromik olarak görüldüğü Zuta Tabya’ya çıktık. Zuta Tabya ( Sarı Tabya) 18. Yy Osmanlı döneminde Ahmet Paşa Rüstempaşiç tarafından inşa edilmiş. Burası aynı zamanda Ramazan ayında iftarı haber veren topların atıldığı yerdir. Şehre çok hâkim bir noktada bulunmakta. Burada fotoğraf ve video çektikten sonra Aliya İzzetBegoviç müzesine geldik. Müze açılmış idi. Biletlerimizi alıp ziyarete başladık. Bu müzede girişte Aliya’nın bir Türk tarafından çizilmiş portesi bizi karşıladı. Burası tabyanın bir kulesidir. Kuleye çıktık. Burada Bilge Lider Aliya’nın şahsi eşyaları yer almakta. Bununla birlikte hem Bosna Savaşından hem sonrasından fotoğraflar var. Aliya’nın gençlik dönemiyle ilgili fotoğraflarda yer almakta. Burada camekânların içerisinde Aliya’nın pasaportu, gözlüğü, saati ve diğer kişisel eşyaları sergilenmekte. Bu kuleden diğer kuleye geçit vardı. O geçitte de Aliya’nın çeşitli dönemlerine ait fotoğraflar vardı. Diğer kulede ise Bosna savaşında verilen büyük mücadele anlatılmakta.Savaş döneminde Boşnak kardeşlerimizin kendilerini saldırgan Sırplara ve Hırvatlara karşı savunduğu silahlar da bulunmaktaydı. Yerde camekân, camekânın altında taş oyuklarının içerisine yerleştirilmişti. Bu müze sizi savaş dönemine götürmekte. Ziyaretimizi tamamlayıp çıkmamız gerekiyordu. Çünkü Cuma vakti yaklaşıyordu. Otelimize geldik namaz hazırlıklarımızı yapıp Gazi Hüsrev Camiine gittik. Camiye girdiğimizde namazdan önce Kuranı kerim okundu. Sonrasında Cumanın Sünneti kılındı. Sünnetin ardından imam efendi hutbeyi irat etmek için minbere çıktı. İlk defa başka bir dilde hutbe dinliyorduk. İmamın verdiği Boşnak dilindeki hutbeden sonra Cuma farzı kılındı. Namazdan çıkarken camii avlusu doluydu. Sanki bayram sabahındaki gibi bir kalabalık. Doğru ya Cuma namazı da Müslümanların bayramı idi. Namazdan çıktıktan sonra cami yanında bulunan bir saat kulesi dikkatimi çekti. Çektiğim fotoğrafın odağı oldu. Bu saat kulesi Osmanlı döneminde 16.yy’da inşa edilmiş. 30 metre yüksekliği bulunmakla birlikte Bosna’da bulunan 21 saat kulesinin en yükseğidir. Kule 2006 yılında Bosna Hersek Ulusal Anıtı ilan edilmiş. Cami avlusundan çıktık ve yemek için Galatasaraylı efsane futbolcunun Galatasaray adını verdiği mekânına köfte yemeye geldik. Tarık Bey bizzat siparişleri kendisi aldı. Kaymaklımı olsun dedi. Cevabı adı verilen köfte tandır ekmeği arasında yanında yeşillik ve kaymakla servis edildi. Gerçekten kaymakla yemek daha lezzetli hale getirdi. Yemekten sonra yine mekân belirlediğimiz kafeye gelip çaylarımızı içtik. Çarşıda dolaşmaya devam ediyorduk. Gazi Hüsrev Bey cami duvarında iki kurnalı çeşme vardı. İnanışa göre bu çeşmelerin birinden içtiğinizde bir daha şehre geleceğinize, diğer çeşmeden içildiğinde ise evlenileceği düşünülürmüş.

Arkadaşım hemen yerinde tatbik ederek iki çeşmeden de su içti. Çarşıda dolaşmaya devam ediyorduk. Şehrin merkezi burası. Şehirde dolaşmaya devam ederken 28 Haziran 1914’de Avusturya Macaristan Veliahtı Prens Ferdinand ve eşinin öldürüldüğü Latin köprüsüne geldik. Birinci Dünya Savaşını başlatan olay burada cereyan etmiş. Köprünün köşesinde bulunan müzeyi de ziyaret etmeyi ihmal etmedik. Buradan sonra yine tarihi sebile geldik. Hemen karşısından şehrin diğer ucuna kadar giden Tramvaylar geçmekte. Arkadaşa tramvay seyahati yapalım diye teklif edince kabul etti. Bindik tramvaya. Gideceği son durağa kadar gidecektik. Burası Ulıca diye bir yerdi. Şehrin içinden geçen tramvayla şehri iyice tanıma fırsatı bulduk. Burası başşehir olduğu için birçok kamu binası bulunmakta idi. Bununla birlikte şehrin bu tarafından birkaç gökdelen plazalar da vardı. Akşam saati olduğu için Tramvay çok kalabalık idi. Neyse en son durağa kadar gittik burada biraz kaldıktan sonra tekrar tramvaya bindik. Burada ücretleri makinist topluyor ilginç. Seyahatin ardından merkeze geldik. Hava soğuktu şehrin caddelerinde yürümeye devam ediyorduk. Bu cadde İstanbul’daki istiklal caddesini biraz andırmakta. Dolaştıktan sonra tekrar çay içmeye geldik ancak bu sefer çayı içemedik. Otelimize geldik. Bugün dönüş günüydü. Otelden çıktık kahvaltı yapacak bir yer aradık. En son başçarşıda bir lokantada dana çorbası içtik. Bundan sonra tramvaya binelim öyle gidelim dedik. Gelen Tramvay çok eski idi. Ama hala çalışıyordu. Arkadaşım nostalji olur dedi. Sanki 1990lı yıllarda Saraybosna’da seyahat ediyorduk. Tramvay yolculuğu Ullıcada son buldu. Buradan havalimanı yakındı. Bir taksiye bindik. Taksiciye havalimanı dedik. Sağolsun sohbet esnasında Türkiye’nin çok güzel olduğunu ve sevdiğini söyledi. Biraz sohbetten sonra Sarajevo Uluslarası havalimanına geldik. Uçak saatimizi bekledik. Ve tam vaktinde uçağa alındık. Tam denildiği saatte İstanbul’a iniş yaptık.

Galeri

Fotoğraflar

7 fotoğraf · büyütmek için tıklayın
Sonraki gezi yazısı

İki Ülke Dört Şehir

Oku