Üsküp
Balkanların Kadim Şehri Üsküp
520 yıllık Türk şehri Üsküp’teyim. İstanbul’dan öğlen 12.40 sularında havalanan uçağımız yaklaşık bir saat sonra Üsküp havalimanına iniş yaptı. Oradan Üsküp şehir merkezine otobüsle geçtik. Otobüste benim gibi Türkiye’den gelen gençler vardı. Merkeze ulaştığımda Üsküp’ün ab-ı hayatı olan Vardar nehrinin kıyısında yürüdüm. Türk tarafına geçmek için birçok köprü vardı ama ben Ecdad yadigârı tarihi köprüden geçmek istedim. Bu köprü Taşköprü idi. Fatih Sultan Mehmet han asırlar önce yaptırmıştı. Müslümanların yaşadığı şehrin kuzey tarafına geçtim. Arkadaşım Ergunla Türk çarşısında buluştuk. Yemeğe geçtik. Üsküp çarşıda Sarajevo adında bir lokanta idi. Bu lokantada çorba çeşitleri ve köfte vardı. Arkadaş önce dana çorbasını içmemi tavsiye etti. Çorba dana etinden yapılmaktaydı. Bizim kelle paça çorbasına benziyor ama içinde dana eti vardı. Ardından Üsküp’ün meşhur ve lezzetli köftesinden yedik. Yemekten sonra arkadaşımla biraz dolaştık ve Cunda kafeye geldik. Burada çay içecektik. Burası Namık isminde bir Türk’e ait idi. Burada Namık Beyin yeğeni Berk ile tanıştık. Berk üniversite okuyormuş. Kafede biraz sohbetten sonra kalacağım otele geldik. Burası kaleye yakın ve TRT yapımı Balkan Ninnisi dizisinde köfteci dükkânı bulunan sokağın başında idi. Otelde biraz dinlendim. Dinlendikten sonra şehri keşfe başladım. Yakında bir camii minaresi görünüyordu. Belliydi bu camii bir Osmanlı eseriydi. Camiye geldim. Burası Osmanlı Paşalarından Mustafa Paşa tarafından yaptırılmış. Şehre hakim bir tepede bulunan bu caminin yapım tarihi miladi 1485’dir. Enfes bir mimarisi vardı. Camii ziyaretinden sonra kahverengi bir tabelada Kurşunlu Han yazdığını gördüm. Öyle ya Osmanlı şehri olur da orada han olmaz mıydı? Yalnız hanı bulamadım. Mahalle aralarında yürüyordum. Yürürken hiç yabancılık çekmedim desem yeridir. Mahalle aralarında okul bahçelerinde oynayan çocuklar gördüm. Aynı manzara ülkemde idi. Her şehrin kendine has bir özelliği var. Bu şehir tam anlamıyla Osmanlı mührünü taşıyor. Türk şehirlerinde merkezi yerlerde ve yükseklerde camiler yer almaktadır. Aynı şekilde şehrin ortasında çarşıların olması Türk şehir kültürünü yansıtmakta. Taşköprü’nün kuzey tarafında Müslümanlar yaşıyor. Burada Türkler Arnavutlar ve Boşnaklar bir arada huzur içinde yaşamakta. Kısa bir gezintiden sonra Türk çarşısında bulunan Cunda kafeye geldim. Burada çay her zaman yapılmıyor belli bir saatten sonra yapılıyormuş. Çay güzel bir sunumla ahşap üzerinde limon ve fıstıkla birlikte sunulmakta. Harika tatlar. Üsküp’te bugün böyle geçti.
Günlerden Salı otelde kahvaltımı yaptım ve dışarı çıktım. Sabah serinliğinde Vardar nehri kenarında yürüyüş yaptım. Yürüyüş sonrasında Cunda kafeye geldim. Burada kafe sahibi Namık Amca ile tanıştık muhabbet ettik. Namık amcanın babası hafızmış. Uzun yıllar Gazi Hüsrev Bey camiinde hatimle teravih namazları kıldırmış. Biraz muhabbetten sonra arkadaş Mustafa Paşa Camii’nde olduğunu öğle namazını burada kılacağını söyledi. Hemen Camiye gittim. Ezanlar okunuyordu. O ne latif bir ses. Her camiden ezanlar okuyordu güzel sesli müezzinler. Hani Mehmet Akif diyor ya İstiklal Marşında Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli o benim yurdumun üstünde inlemeli.
Üsküp semalarında gürül gürül ezanlar okunuyordu. Namazdan sonra arkadaşıma Matka Kanyonuna gidelim dedim. Yolda giderken arkadaşım bana şehri tanıtıyordu. Bir köprüden geçtik. Ergun bu köprüye Osmanlı’ya isyan eden bir çetecinin adının verildiğini söyledi. Yolda ilerlerken kamu binalarını ülkenin yönetildiği yerleri gördük. Makedonya güzel bir ülke İstikametimiz Matka kanyonu idi. Yeşillikler içerisinden ilerlerken bir an kendimi Bursa’nın mesire alanlarına gidiyorum hisse belirdi. Gittikçe hava serinliyordu. Arkadaşım burada yazın adım atacak yer olmadığını söyledi. Burası kayalıklar içerisinde kilometrelerce uzayan bir kanyon idi. Kanyonda güzel bir vakit geçirdik. Harika bir manzara idi. Burada tekne ve kano turları yapılıyor. Kanyondan sonra tekrar şehir merkezine geldik. Arkadaşım benden ayrıldı. O esnada acıkmıştım. Bir restoranta oturdum. Yemek sordum. Tavuk sotede karar kıldım. Beklerim gelmez. Sordum ve fırında olduğunu öğrendim. Meğer burada tavuk sote fırında kiremitte yapılıyormuş. Gerçekten lezzetli idi. Yemekten sonra Üsküp’teki mekânım olan Cunda kafeye geldim. Burada gelirken Türkiye’den getirdiğim kitabımı Berk Ali’ye imzaladım. Berk orada oturan birinin de yazarlık yaptığını kitaplarının olduğunu söyledi. Mehmet Arif Bey idi. Öğretmen ve yazardı. Mehmet Arif beyle muhabbet etmeye başladık. Köprü isminde bir derneklerinin olduğunu ve burada yönetici olduğunu söyledi. Güzel sohbetin ardından bana hem kendi kitabını imzaladı ve hem de Üsküp’le ilgili kitaplar hediye etti. Burada mahcup oldum. Bende eserlerimi posta ulaştırmam için adres istedim. Sonrasında Hanların nerde olduğunu sordum. Tarif ettiler. Bu hanlar Üsküp tarihinde önemli bir yere sahip idi. Çünkü bir yerde hanların bulunması o yerin ticarette zengin olduğunu gösterir. Bu hanlardan biri Kurşunlu han idi. Çarşıda bulunan bu han iki katlı olup epey büyüktür. Üzerinden asırlar geçmesine rağmen han hala ayakta idi. Bazı programlarda kapıları açılmaktaymış. Bu hanın adını aldığı kurşun levhalar Birinci Dünya Savaşında Bulgar askerleri tarafından çalınmış.
Hanları gördükten sonra kafeye geldim. Bu kafe şehirde hareket noktam haline geldi. Buradan sonra otele gelip kitapları bıraktım. Dışarı çıktım. Murat Paşa camiinde ikindi ve akşam namazlarını eda ettim. Bu şehirde ezanlar gürül gürül okunmakta. O esnada bu şehri fethedip İslam açan akıncı yiğitleri rahmetle andım ve dualar ettim. Bu güzel şehirde Türkler, Arnavutlar ve Boşnak Müslümanlar inançlarının gereklerini yerine getirmede çok dikkatli idiler. Çünkü vakit namazlarında birkaç saf olmaktaydı. Bu şehir beni ziyadesiyle memnun ediyordu. Birde Türkiye’den geldiğim öğrenilince çok ilgi gördüm ve bu da beni mesrur etmeye yetti. Yatsıdan sonra cami yanındaki çay ocağında çay içtim. Çay ocakları burada aynı Türkiye’deki gibiydi. Bu şehrin Bursa’dan Edirne’den Manisa’dan hiçbir farkı yok idi. Bu şehir buram buram ecdad kokuyordu.
Üsküp’te üçüncü ve son günüm. Hava kapalı yer yer yağmur yağmakta. Otelden ayrıldım. Kafeye geldim. Biraz sohbetten sonra yine Osmanlı eserleri peşinde idim. Tarihçi bir arkadaşım saat kulesinden ve bir camiinden bahsetti. Yürüyerek önce çarşının sonuna geldim. Burada bir Pazar yeri vardı. Karayolundan karşıya geçtim ilerledim. Osmanlı eseri bir camii gördüm. Acaba adı neydi bu camiinin. Öğle vakti idi. İsa Bey camiinde öğleyi eda ettim. Camii kalabalıktı herhalde bir mevlid vardı. Buradan sonra saat kulesinin olduğu yere ilerledim. Burada bir camii gördüm. Şehirde Padişah adında yaptırılan tek selatin camii burasıydı. Sultan Murat Camii. Bu caminin yapım tarihi 1436’dır. Burayı Tika Kurumu restore etmiş idi. Burası şehre hâkim bir tepe üzerinde inşa edilmişti. Bu camiye halk arasında Hünkâr Camisi, Camii Kebir Camiyi Atik gibi adlar verilmiş. Avlu içerisinde bir türbe bulunur. Camii kitabesinde yapım tarihi 1436-1437 yazar. Bu camii Tika tarafından 2016-2019 yılları arasında geniş çaplı restorasyona alınmış ve 2020’de ibadete açılmış. Bu camii mimari olarak sade bir o kadar da vakur idi. Cami ziyaretinin ardından hemen camiinin yan tarafında yer alan saat kulesini gördüm. Bu saat kulesi 1566-1673 yılları arasında yapılmıştı. 40 metrelik bir yüksekliğe sahip idi. Bu kule için Ünlü Osmanlı seyyahı Evliya Çelebi ‘’ Hünkâr Camii yanında minare gibi bir saat kulesi vardır Kulesi de görülecek şeydir der. Bu kule batılı kaynaklarda çan kulesi olarak kullanıldığını belirtilir. 1689’da yangından hasar görüp sonra tamir edildiği bilinir. Bu da bir mimari şaheserdi. Bu ziyaretin ardından tekrar hareket noktasına geldim. Bekliyordum uçuş saatini. Çarşıda idim. Derken acıktığımı fark ettim. Kafedekilerle vedalaşarak oradan ayrıldım. İlk gün yemek yediğimiz Sarajevo lokantasına gittim. Dana çorbasını çok beğenmiş idim. Bir dana çorbası bir porsiyon da enfes Üsküp köftesi yedim. Lokantadan sonra Üsküp çarşıdan Taşköprü’ye doğru yürüdüm. Maarif Vakfına uğradım. Maarif Vakfında Yakup Bey ile çay eşliğinde muhabbet ettim. Orada sohbet sırasında kurduğu bir cümle beni mesrur eyledi. ‘’Türkiye bir güneştir herkesi ısıtır’’. Evet aynen de öyleydi ülkemin Balkanlardaki insanların dimağlarındaki düşünce. Bize bakışlarını anlatan veciz bir cümle idi. Vakit yaklaşıyordu. Havalimanına gidecek otobüsün hareket edeceği noktaya geldim. Biraz daha vakit vardı. Ben de Üsküp’e abı hayat olan Vardar kıyısında biraz daha yürüdüm. Bu şehir çok güzeldi. Veda etmeden önce Vardar nehrini tekrar fotoğraf çektim. Derken havalimanına gidecek olan otobüse geldim. Burada benim gibi Türkiye’den gelenler vardı. Havalimanına doğru hareket ettik. Üsküp Havalimanın şehir merkezine 20 km mesafede. Derken uçağın yarım saat ertelendiği mesajı geldi. Havalimanında beklemeye koyulduk. Beklerken de muhabbet ediyorduk. Uçağa biniş vakti geldi. Yüzlerce vatandaşımızla birlikte uçağa bindik. Uçak Üsküp havalimanından havalandı ve Bir saat sonra İstanbul’a iniş yaptık. İki buçuk günlük Üsküp macerası bu kadardı. Bir daha inşallah nasip olursa.